7 Mart 2017 Salı

Türkan

Sizleri Türkan'la tanıştırmak istiyorum. Kendisi ispinozdur. Abim bir ara heveslenip aldı bu pek sevimli kuşlardan, onlar da maşallah pıtır pıtır ürediler, şimdi sayıları on kadar var. Hepsine isim bulunmuş, bu gariban isimsiz kalmış. Baktım bi' tipine. "Türkan bu ya" dedim. "Baksana Türkan gibi duruyor, asil bir hali var, Türkan Şoray'a benziyor..." dedim. Türkan oldu ismi.

Çok kızgınım bu günlerde Türkan'a. Abimden pek yakında öğrendim ki erkek kardeşiyle seviyesiz bir ilişkisi varmış... Ah Türkan vah Türkan. Türkan koyduk lan senin adını, Cersei değil ki! Neler yapıyorsun?! Tamam hayvanlar aleminde tuhaf değildir bu olay tamam da benim kanıma dokunuyor arkadaş. O erkek kardeşini gırtlaklayasım geliyor, zaten minnacık şeyler.


Şu en arkada duran beyaz olan Türkan. Koyu renkli olanlardan biri de kardeşi olacak dallama. Daha az önce abim şey dedi bana, "biraz eksiltmeyi düşünüyorum, dağıtmayı düşünüyorum vereyim sana Türkan'la eşini" dedi. Hiç onaylamıyorum ilişkilerini, hiç. Ama gönül de ferman dinlemez. Alacak olursam dallama kardeşiyle birlikte alırım mecbur. Ayırmak da olmaz yani. Gerçi, evcil hayvan beslemek konusunda bazı endişelerim ve bazı kıllıklarım var. Endişe şu: Ölecek ve üzüleceğim. Kıllık da şu: Sevemediğim hayvanları beslemeyi sevmiyorum ben. Mesela balık beslemem, alıp eline okşayamıyorsun sonuçta. Bu ispinoz denilen bir damlacık kuşlar da pek ürkek, sevdirmiyor kendini öyle ele gelmiyor. 

2 Mart 2017 Perşembe

Düzensiz Uyku Vesayetine Son Verdiğim Gün

Bugün güzel bir gün olacak gibi hissediyorum.

Erkenden kalktım. Saat beş buçuk filandı. Haftalardır süren düzensiz uyku "vesayetine" son verdim. Vesayet sözcüğünü de cümle içinde kullandım ya, sırtım yere gelmez gari. Elimi yüzümü yıkadım. Çay koydum, geldim çöktüm salona, açtım televizyonu, arkada çalsın o tıngır mıngır, bir kaç haber okudum.

Güzel bir gün olacak bence bugün. Hava parlak, yağmur yıkamış gökyüzünü. Dün neydi öyle, sisli buğulu, leş gibi bir gündü. Bugün pasparlak hava.

Birkaç gün önce seriye bağlayıp otuz dört tane iş başvurusu yaptım kariyer.net sitesi üzerinden. Altı tane de "özgeçmiş görüntüleme" aldım karşılık olarak. Bakmalık değil almalık adam olsam ya bir ara. Ama olsun, bugün güzel bir gün, ümitle bakmalıyım hayata, geleceğe.

Uyandıktan sonraki beş dakika içinde bir karar almıştım bugün için. Aylardır elimde sürünen, son yüz sayfası kalmış kitabımı okumaya devam edeyim, paldır küldür bitiririm belki ama şart değil, birazcık da olsa okuyayım demiştim. Uygularım inşallah.

Son günlerde bulmacaya sardım. Çok eğlenceli buluyorum bulmaca çözme işini. Az sonra gider bir gazete alırım.

Güzel bir gün olsun bugün. 

7 Ocak 2017 Cumartesi

e-) Hiçbiri

Bir aralar edebi tür kaygım vardı. Yazdıklarımın edebi olması kaygısı değil, yazdıklarımın edebi bir türe ait olması bir kategoriye girmesi kaygısı. "Ne yazıyorum lan ben şimdi, öykü desen değil deneme desen değil köşe yazısı makale değil, roman desen alakası yok... nedir yahu bu?" derdim kendime ve bu da biraz ket vurdu yazmalarıma. Başka şeyler de vurdu da ona sonra değinirim ya da değinmem, bilemiyorum. Her neyse, şu anda aniden geldi bir his, bu kaygının uçup gidişi hissi. Öykü değil deneme değil günlük değil köşe yazısı değil... e-) hiçbiri türünde yazıyorum ben. Yazacağım böyle n'olacak.

İş bulamamalarım devam ediyor. Kafayı sıyırıyorum ben de inceden. Ama son iki üç gündür biraz daha farklı bir ruh halindeyim. Eğer hemen bitmezse ki bitmişliği vardır, biraz daha istekli biraz daha çözümler üretmeye teşneyim. Biraz daha umutluyum. Olmadı bu iş de olmadı yandık bittik ne yapacağız kesin aç öleceğim ben... değil de. Tamam bu da olmadı, olmayıversin, o zaman şöyle başka bir yola gireyim... gibi. Ne var aklımda en son? Yüksek lisans. Baktım ösym sınav takvimine önümüzdeki dört beş ay içinde yds ve ales sınavları var. Gireyim alayım bi' puanlar, sonra İzmir'deki üniversitelerin yüksek lisans programlarına başvurayım. Tabii ki ona çok var ağustos eylülde belki. O zamana kadar da iş aramaya devam ederim, olursa oluur olmazsa bir b planım hazırda bulunur. Girerim yüksek lisansa, bursa başvurur çıkmazsa kredi alırım ve böylece babadan harçlık almaya da son veririm, yüksek lisans süresince de yine iş aramaya devam eder ama artık İstanbul mistanbul hiç kasmam. Kötü ihtimalle iki sene daha iş bulamam ama o iki sene sonunda yüksek lisans bitirmiş insan olurum. Hemen ardından yapıştırsam gitsem askere... Döndüğümde -dönersem inşallah- yaşı artık genç değil yirmi sekizinde ama yüksek lisans mezunu askerliğini bitirmiş insan olurum. Bu da çok daha fazla şans yaratır bana. Diye düşünüyorum ben.

Çok güzel hayal kuruyorum ben. Bu yukarıdaki paragraf için demiyorum bunu, o hayal değil plan. Ama her şeyin çok daha hızlı çok daha güzel olacağı hayalleri o kadar güzel o kadar ciddiyetle kuruyorum ki. Nasıl desem, baya baya vakit ayırıp, uyurken yatakta kurmak değil, uyanıkken mutfağa gidip bir sigara yakıp bir çay koyup ciddi ciddi düşünmek. Yürüyerek, kendi kendime sohbet ederek, karşı tarafın da cevaplarını karşı tarafın karakterini de işin içine katarak (tanıdığım bir kişiyse bilerek ,tanımadığım bir kişiyse bir karakter oluşturarak) bazen saatler süren bir meşgale oluyor hayal kurmak benim için. Sigara içenler bilir, sohbetle birlikte çok sigara içilir, hele karşındaki de içiyorsa. İşte o bir kaç saat süren hayal kurma seanslarında sigara sigara üstüne yakıyorum mesela ben, muhabbet akıyor çünkü. Bazen kakam geliyor tuvalete giriyorum ama konuşma yarım kalacak. İnanır mısınız telefonla oynamadığım tuvalet dakikaları geçiriyorum bazen ben. Bu hayaller neyle alakalı oluyor? Her şey anasını satayım. İş güç bulmalı senaryolar çoğunlukta elbet. Ama yeri geliyor memleketi kurtarıyorum. Yeri geliyor mutlu oluyorum!

Sonra son sigara içiliyor, son bardak çaydan son yudum alınıyor ya da sifona basılıyor ve. Gerçeğe dönüyorum. Gerçekler çok sıkıcı gerçekler çok... gerçek.

Geçenlerde kendi kendime bir şaka yaptım sonra dakikalarca güldüm. Çok alem adamım. İş bulamıyorum ya. Dedim şöyle kamyonet gibisinden bir araç bulayım, bir de megafon. Kamyonet mi denir onlara ne denir, çok cahilim arabalar konusunda. Neyse megafonla bağırarak bir ürün ya da hizmetin mahallelere, insanların huzuruna götürüldüğü konsepti düşün işte. Gireyim aracımla elimde megafonumla teknoparklara... "Bilgisayar mühendisi ayağınıza geldi... Si, si-pılas-pılas, java kodlanır..." Hah hah ha. Ulan ne komik adamım değil mi?

Bazen içimde her şeyi başarabilecek bir güç hissediyorum. Değeri anlaşılmamış bir... değer olarak görüyorum kendimi. Çok mu götü kalkık geldi? Olsun, gelsin. Dur o zaman rahatlatayım içini. Bazen de kendimi çok değersiz hissediyorum. Gereksiz. Bir kuzenim bana şöyle seslenirdi: İşe yaramaz. Hah işte öyle. Sırf bu yüzden basit işleri yapınca mutlu oluyorum. Babam çarşıya gönderiyor, sevdiği bir çerezci var, kabak çekirdeği alıp geliyorum oradan. Bir iş başardım, yaşlı (elli bir yaşında) babacığım yorulmadı, gidip çarşıya o kabak çekirdeğini ben aldım! Annem dün şey dedi, oğlum kömür bitti aşağıdaki bakkalda satılıyor alalım mı beraber dedi. Sevindim, atıldım göreve. Minnacık annem var zaten, yardım etmek istese de çok edemez ama tüm tekliflerine rağmen reddettim yardımı, sırtıma vurdum bir çuval kömürü, yaklaşık elli metre taşıdım, eve getirdim. Eve kömür getirdim. Ben getirdim! Bu kendini değersiz, işe yaramaz hissetme halinin yanı sıra şey de var. Mahcubiyet. Geldik bilmemne yaşına hala babamızdan harçlık alıyoruz yahu... mahcubiyeti. Bir ay önceydi herhalde, staj yaptığım şirkete gittim, staj belgelerimi imzalatmak için ama defter imza filan işin kılıfı. Ben hala boştayım işsizim ve sizin şirkette staj yapmıştım ya ben hani... İşe mi alsanız beni ne yapsanız ki? Almadılar. Ben açıkça bunu söylemedim de, olmadı yani çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Geri dönüyorum evime nasıl sinirliyim nasıl üzgünüm ve nasıl mahcubum. Babama gittim ilk iş. Daha önceden konuşulmuştu, yedi senedir giyiyorum aynı montu, artık sana yeni bir mont alalım diyordu babam. Baba dedim, istemiyorum ben mont. Niye la filan dedi, gerek yok dedim, işe girersem kendim alırım işe giremezsem de bir kış daha götürür beni bu, zaten bakarsın askere giderim ne gerek var yeni monta vesaire. Alsaydık oğlum filan dedi, cuk dedim istemiyorum boşver. Ceza kestim kendime. Arkasındayım da bu gösterdiğim tavrın. O günden sonra fermuarı bozuldu montun, sadece düğmelerini ilikleyerek kullanıyorum şimdi. Gerçi o, terziye götürsek on liralık iş de, erteliyorum işte. Çok fakir edebiyatı gibi oldu son kısım, fermuarım da bozuldu ağğbi, üşüyorum ağğbi... Öyle değil.